Narsisizm; Sigmund Freud, James F. Masterson, Heinz Kohut ve Otto Kernberg birçok farklı teorisyen tarafından farklı yönleriyle tarif edilmiştir. Tarif edilen tüm narsisizm tiplerinde kırılganlık özelliği ön plandadır çünkü narsisizmin temelinde eksik kendilik yatar. Narsisizmde kültürel etkilerin de varlığı yadsınamaz derecede önemlidir; bir kültürdeki güçlü olmanın önemi ve güçlü olma gerekliliğine dair şemalar, erkek egemen toplum anlayışı toplumdaki narsisizmi besleyen etkenlerdendir.
Sigmund Freud’un perspektifine göre bebek doğduğunda oral sinir uçları aktif olduğu için tüm nesneleri ağzı ile tanıma yöntemine başvurur ve spontan şekilde ağzı memeye ulaşır. Memeden alınacak haz sadece bir besinden alınacak haz olarak değil, aynı zamanda bebeğin rahimdeki süreci esnasında hissettiği huzurun, dinginliğin ve o homeostasisin devamı için zaruridir. İlksel nesne yoksa, meme yoksa huzursuzluk başlar, nesnenin yokluğunda yaşanan bu sıkıntılı duyum, sempatik sinir sisteminin aktive olmasıyla anksiteye evrilir. Birincil narsisizme göre; meme varsa, ilksel nesne bebeğin her ihtiyacını karşılıyorsa, bebek kendini bir hükümdar ve onu ihtiyaçlarını karşılayan nesneleri hizmetkarı gibi algılar. Bebek için realite yalnızca kendisine dair hislerdir; acıkması, susaması, kirlenmesi ve tüm ihtiyaçlarıyla yalnızca tek nesnesi kendisidir ve diğerleri umrunda değildir. Buradaki büyüklenmeci algı aslında narsisizmin ilk girdisidir. Bebek her ihtiyacı karşılandığı için libidinal yatırımı çevresine değil, yalnızca kendisine yapar ve kendi perspektifinde tanrılaşır. Dış dünyaya ve dış nesnelere yönlendirilemeyen libidinal enerji narsisizmi zirvede yaşayan bebek için bir süre devam edecektir, ardından bebek büyüdükçe kendisinin dışında da nesneler olduğunu anlamaya, libidinal yatırımını çevreye de yönlendirmeye başlar; nesneler ayrılır ve anlam kazanır.
Heinz Kohut’a göre birincil narsisizm döneminde yetersiz ebeveynlerden yeterince aynalama elde edemeyen çocuklar hasarlı şekilde ikincil narsisizm dönemine geçerler. Eğer çocuk ebeveyni tarafından yeterli aynalama alamadıysa gelecekte, yetişkinlik döneminde de herkesten aynalama almaya çalışacak, çocukluğunda ebeveyni taradından fark edilmeyen çocuk gelecekte fark edilebilmek için büyük uğraş verecektir, fark edilebileceği ortamlara girmeye çalışacaktır. Hayatı boyunca odak noktası kendisini fark edebilecek kişilerin çevresinde bulunabilmek olacaktır.
James F. Masterson’a göre narsisist birey bir fanusun içerisinde, gerçeklikle teması olmadan hayatını sürdürmektedir. Bu fanusun içinden çıkmaya veya başka insanların bu fanusa girmesine karşı aşırı hassasiyeti vardır. Bu hassasiyet genellikle anksiyete gibi kendisini gösterebilir ve fanusun parçalanma kaygısının gerçekleşmesi sonucunda psikoz yaşanabilir. Diğer narsisistik tipler gibi sadece kontrol etme çabası içinde olmayan birey zihnindeki şablonlara göre yaşamaktadır.
Uzman Psikolog Gizem Topkara

